İçeriğe geç
ahleruaPSİKOLOJİK DANIŞMANLIK
NE HAKKINDA OKUMAK İSTERSİNİZ?

Bir konu, duygu veya merak ettiğiniz bir soru yazın.

← Yazılara dön Ebeveynlik & aile

İyi bir haber verildiğinde ne diyorsunuz? Sevinci paylaşmanın ilişkiye katkısı

Ahlerua Yayın
Kapı aralığından gelen bir adam elindeki kâğıdı sevinçle havaya kaldırmış, konuşma balonunda “Kabul edildim!” yazıyor; masada oturan kadın ona dönmüş. Başlık: İyi bir haber verildiğinde ne diyorsunuz?

Akşam eve geliyorsunuz ve eşiniz kapıda karşılıyor: “Kursa kabul edildim!” Siz o sırada telefonda bir mesaja cevap yazıyorsunuz, aklınız yarınki işlerde. Başınızı kaldırmadan “Güzel” diyorsunuz ve konu orada kapanıyor. Belki bir an sonra karşınızdakinin yüzündeki ışığın söndüğünü fark ediyorsunuz.

Yakın ilişkilerde genellikle zor anlarda nasıl destek olacağımızı konuşuruz. Oysa iyi bir haber verildiğinde nasıl karşılık verdiğimiz de en az o kadar önemlidir. Bu yazıda, sevinci paylaşmanın neden iyi geldiğini, gündelik karşılıklarımızın nasıl farklılaştığını ve ilk birkaç dakikada neler yapılabileceğini ele alıyoruz.

İyi haberi paylaşmak neden iyi gelir?

Psikoloji araştırmalarında iyi bir olayı başkalarıyla paylaşmaya kapitalizasyon deniyor; yani sevinçten “daha fazla yararlanmak”. Gable ve arkadaşlarının 2004’te yayımlanan dört çalışmasının ikisinde, olumlu olayları başkalarına anlatmak, olayın kendi etkisinin ötesinde, günlük olumlu duygu ve iyi oluşla ilişkili bulundu. Karşıdaki kişi ilgiyle ve destekleyerek karşılık verdiğinde bu yarar daha da arttı. Diğer iki çalışmada ise partnerin iyi haberlere genellikle coşkuyla karşılık verdiği ilişkilerde yakınlık ve ilişki doyumunun daha yüksek olduğu görüldü.

Reis ve arkadaşlarının 2010’da yayımlanan dört deneyi ve bir günlük tutma çalışması da benzer bir tablo çiziyor: İyi bir haberi paylaşmak, o olaya verilen değeri artırabiliyor; özellikle karşı taraf coşkuyla karşılık verdiğinde. Aynı çalışmalarda coşkulu karşılıkların, yanıt veren kişiye duyulan güveni de desteklediği görüldü.

Aynı habere dört farklı karşılık

Araştırmacılar bu karşılıkları iki soruyla ayırıyor: Karşılık aktif mi (ilgiyle katılıyor mu), yoksa pasif mi (geçiştiriyor mu)? Sevinci destekliyor mu (yapıcı), yoksa gölgeliyor mu (yıkıcı)? “Kursa kabul edildim!” cümlesine verilebilecek dört karşılığı düşünelim:

Kursa kabul edildim haberine verilen dört karşılık: aktif ve yapıcı karşılık yeşil kartta ve onay işaretiyle; pasif ve yapıcı karşılık nötr kartta; aktif ve yıkıcı ile pasif ve yıkıcı karşılıklar kırmızı çarpı işaretiyle gösteriliyor.
Aynı habere verilen dört karşılık, sohbetin nereye gideceğini değiştirir.
  • Aktif ve yapıcı: “Harika! Nasıl öğrendin, anlatsana.” Sevinç büyür, sohbet açılır.
  • Pasif ve yapıcı: “Güzel.” Destek vardır ama sohbet orada kapanır.
  • Aktif ve yıkıcı: “O kadar işin arasında nasıl yetişeceksin?” Sevincin yerini kaygı alır.
  • Pasif ve yıkıcı: “Bu arada akşama ne yiyoruz?” Haber hiç duyulmamış gibi kalır.

Çoğumuz bu karşılıkların hepsini zaman zaman veririz. Yorgunken, aklımız başka yerdeyken ya da habere içten içe endişelendiğimizde “Güzel” deyip geçmek çok kolaydır. Amaç kusursuz olmak değil, bu anları biraz daha sık fark etmektir.

İyi anlar da ilişkiyi besler

Gable, Gonzaga ve Strachman’ın 2006’da yayımlanan çalışmasında 79 flört eden çift, yakın zamanda yaşadıkları olumlu ve olumsuz olayları birbirleriyle konuştu; bu görüşmeler kaydedildi. İki ay sonra, olumlu olay konuşmalarında verilen karşılıkların, ilişkinin iyi gitmesi ve ayrılıkla, olumsuz olaylara verilen karşılıklardan daha yakından ilişkili olduğu görüldü. Bu tek bir çalışmanın sonucu olsa da bulgu, iyi anlarda yanında olmanın da ilişki için önemli olduğunu düşündürüyor.

Coşkulu karşılık herkese aynı kolaylıkta gelmeyebilir. Shallcross ve arkadaşlarının 2011’deki çalışmasında, yakınlıktan kaçınma eğilimi daha yüksek olan kişilerin, partnerlerinin iyi haberlerine daha az ilgili karşılık verdiği gözlendi. Yani bu bir “iyi insan” ya da “kötü insan” meselesi değil; çoğu zaman alışkanlıklarımızla ve ilişkide kendimizi nasıl hissettiğimizle ilgili.

Masada oturan bir yetişkin telefonunu ters çevirip bırakmış, yüzü karşısındaki çocuğa dönük ve gülümseyerek “Sonra ne oldu?” diye soruyor; çocuk elindeki kâğıdı sevinçle kaldırmış.
Telefonu bırakmak, yüzünüzü dönmek ve merakla sormak: Beden de “seni dinliyorum” der.

Gündelik hayatta nasıl uygulanabilir?

İyi bir habere verilen ilk karşılık, o anın nasıl geçeceğini etkileyebilir. Şu küçük adımlar yardımcı olabilir:

  1. Durun ve dönün. Elinizdekini bırakın, telefonu ters çevirin, yüzünüzü ona dönün. “Dur, anlat bakalım!” demek bile yeterli bir başlangıçtır.
  2. Sevinci adlandırın. Hissettiğinizi açıkça söyleyin: “Buna çok sevindim.” Karşınızdakinin sevincini tahmin etmesine bırakmayın.
  3. Soru sorun. Anı yeniden yaşatan sorular sevinci uzatır: “Nasıl öğrendin?”, “İlk ne hissettin?”, “Kime söyledin?”
  4. Endişeyi sonraya bırakın. Kaygınız ya da pratik bir sorunuz olabilir; bunu yok saymanız gerekmez. Yalnızca sırasını değiştirin: önce sevinç, sonra “Saatleri nasıl ayarlarız, birlikte düşünelim mi?”
İlk iki dakika için üç adımlı akış: durun ve dönün, sevinci adlandırın, soru sorun. Altta, aklınıza takılan konunun sevinç paylaşıldıktan sonra konuşulabileceği belirtiliyor.
Önce sevinç, sonra sorular: Kaygıyı yok saymadan sırasını değiştirmek.

Bu yaklaşım yalnızca çiftler için değil; çocuklar, arkadaşlar ve iş arkadaşları için de geçerli. Çocuğunuz okuldan “Resmim panoya asıldı!” diye geldiğinde ya da bir arkadaşınız yeni işini anlattığında aynı adımları deneyebilirsiniz. Küçük haberler de sayılır: “Bugün otobüse son anda yetiştim!” cümlesine gösterilen ilgi bile o anı paylaşılmış kılar.

Sizin de iyi haberlerinizi paylaşmanız önemlidir. Bazen “Abartmayayım” diye sevincimizi kendimize saklarız. Sevdiğiniz birine “Sana güzel bir şey anlatmak istiyorum” demek, onu da bu ana davet eder.

Coşkuyla karşılık vermek zor geliyorsa

Bazen karşınızdakinin sevincine katılmak zor gelir. Çok yorgun olabilirsiniz, kendi hayatınızda işler yolunda gitmiyor olabilir ya da istemeden kendinizi kıyaslıyor olabilirsiniz. Bu duygular insanidir. Kendinizi zorlamak yerine dürüst ve kısa bir cümle kurabilirsiniz: “Şu an çok yorgunum ama bunu gerçekten dinlemek istiyorum; akşam yemekte bana baştan anlatır mısın?” Kıyaslama hissi sık sık öne çıkıyorsa sosyal medyada kıyaslama yazımız da size bir şeyler söyleyebilir.

İlişkide birbirinize ayırdığınız zamanı artırmak için çiftlerde duygusal yakınlık, zor konuşmalar için çatışma anında nasıl konuşabiliriz yazılarımıza da göz atabilirsiniz.

Ne zaman destek almak iyi gelir?

Aşağıdaki durumlarda bir psikologla konuşmak, neler olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir:

  • İyi haberlerinizi yakınlarınızla paylaşmaktan kaçınıyorsanız
  • Paylaştığınızda sürekli küçümsendiğinizi ya da duyulmadığınızı hissediyorsanız
  • Uzun süredir hiçbir şeye sevinemiyor, keyif aldığınız şeylerden uzaklaşıyorsanız
  • İlişkinizde iyi anları paylaşmak giderek zorlaşıyor ve bu sizi yoruyorsa

Ahlerua olarak, iletişim ve ilişkiler üzerine konuşmanın zor anlarda olduğu kadar iyi anlarda da değerli olduğunu düşünüyoruz. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız ilk psikolojik görüşmede neler konuşulduğu üzerine yazımız yol gösterebilir; çalıştığımız konuları danışmanlık alanları sayfamızda bulabilirsiniz.

Kaynaklar

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel değerlendirme, tanı veya terapi yerine geçmez.

OKUMAKTAN KONUŞMAYA

Bu yazı size bir şey hatırlattıysa,
birlikte konuşabiliriz.

Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunuzu anlamak için 30 dakikalık ücretsiz ön görüşme talep edebilirsiniz. Terapiye başlama zorunluluğu yoktur.

Ücretsiz ön görüşme
İLK ADIM İÇİN BURADAYIZ

Bazen başlamak için
biraz konuşmak yeter.

Nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunuzu birlikte konuşalım. 30 dakikalık ücretsiz ön görüşmede bizi tanıyın, aklınızdaki soruları sorun.

Bu bir terapi seansı değildir; sonrasında devam etme zorunluluğunuz yoktur.

Ücretsiz ön görüşme